2/B ve YARGITAY KARARLARI

2011-02-21 00:46:00

* YARGITAY Hukuk Genel Kurulu, (13.05.1998), E.1996/20–566, K.1998/338,

ÖZET : “Kadastro çalışma alanı sınırlarında orman bulunduğu tak­dirde, orman sınırlandırması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri, ister 6831 sayılı Yasa hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca yapılsın, ister 3402 sayılı Yasa hükümlerine göre, genel kadastro ekiplerince yapılsın, düzenlenecek tutanak ve haritalar, genel kadastro komisyonlarınca ilân edilir. 3402 sayılı Yasada öngörülen ilân süresi içinde itirazı olan ger­çek kişiler, Hazine ve kurumlar kadastro mahkemesine dava açabilirler. Or­man yönetiminin de, bu kurumlar içinde varlığı kabul edilmek gerekir.”

* YARGITAY 20.HD. (17.12.1992), E.1992/5748, K.1992/7124

ÖZET: “Mahkemece, Orman Yönetiminden ilk tahdit ile ilgili çekiş­meli yere ait tutanak ve harita ile varsa 2/B uygulamasına ait tutanak ve harita da celp edilip yeniden mahallinde orman yüksek mühendisi veya or­man mühendisi ve yerel bilirkişi ile zemine uygulanıp, tahdit hattı ile ilgili kroki çizdirilip, gerekçeli ve detaylı rapor alınıp, toplanacak delillerin sonu­cuna göre Orman Yönetimi ve Hazine arasındaki uyuşmazlığa ait bir karar verilmelidir.”

* YARGITAY 7.HD. (26.09.1994), E.1994/5054, K.1994/8389

ÖZET: “Dayanılan kayıtta; orman, sınır olarak tarif edilmiş ve ger­çekten çekişmeli taşınmazın sınırında eylemli biçimde ormanın varlığı ha­linde, miktar fazlasından oluşan dava konusu parselin öncesinin orman sa­yılan yerlerden olduğunun kabulü zorunludur.

Taşınmazın, bölgede yapılan ve kesinleşen orman sınırlandırma harita ve tutanağının kapsam dışında kalması halinde, iktisap sağlayan 20 yıllık sürenin başlangıç kaydının oluştuğu gün olmayıp orman sınırlandırmasının * YARGITAY 8.HD. (30.12.1998) E.1998/7150, K.1998/14148

ÖZET: “Nizalı taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmış ve davalı parsel orman sınırlama dışında bırakılmış ve vergi kaydının nizalı taşınmazı orman yönünde eylemli orman bulunmakta ise bu yerin iktisabı için zilyetliğin, orman tahdidinin kesinleştiği tarihten tespit tarihine kadar 20 yıla ulaşması gerekir.”

kesinleştiği gündür.”

* YARGITAY 20.HD. (25.11.1999), E.1999/9568, K.1999/10320

ÖZET : “Kesinleşmiş orman tahdidi bulunan bir bölgedeki nizalı yere ilişkin olarak açılan kadastro tespitine itiraz davasında; mahkemece, üç ser­best orman mühendisi ile bir harita mühendise veya bulunmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşan bilirkişi heyeti aracılığıyla mahallinde ya­pılacak keşifte; kesinleşmiş orman tahdit haritası ve tapulama paftası zemine uygulanmak suretiyle, nizalı taşınmazın tahdit hattına göre konumu, tered­düde meydan vermeyecek biçimde saptanmalı, bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmeli ve ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmelidir.”

* 20.HD. (04.03.1996), E.1995/12573, K.1996/2494

ÖZET: “3402 sayılı Yasanın, taşınmaz maliklerinden başka kişiye ait muhtesatın, kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesine ilişkin 19/2’nci maddesi, ormanlar hakkında uygulanmaz ve ormanlar üzerine kişi ve ku­rumlar lehine hiçbir şekilde şerh konulmaz.”

 

* 20.HD. (02.12.1999), E.1999/3381, K.1999/10820

ÖZET : “Hazine ve orman yönetimi ile davalı gerçek kişiler arasındaki kadastro tespitine itiraz davasında, taşınmazın öncesinin orman olduğu sabit olup, nizalı taşınmazın, orman tahdidinin yapıldığı ve 2/B uygulaması ile Hazine lehine orman dışına çıkarıldığı sırada davalı olmasına göre; bu dava tahdidin kesinleşmesini önleyeceği gibi, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca yapılan işleme itiraz niteliğine dönüşeceğinden ve Hazinenin bu parsele ilişkin herhangi bir davası da söz konusu olmadığından, nizalı yerin orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar vermek gerekir.”

* 20.HD. (14.09.1999), E.1999/6913, K.1999/7075

ÖZET: “Orman olduğu saptanan taşınmazlar üzerinde kişi veya ku­rumlar lehine sonuç doğurucu muhdesattan söz edilemez.”

….. Halen eylemli orman olmadığı belirlenerek gerçek kişi adına tescil kararı verilen diğer nizalı yerle ilgili olarak ise, taşınmazın öncesi ve zilyet­likle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.

Nizalı yerde orman sınırlandırmasının, 3402 sayılı Yasanın uygulanma­sına esas olmak üzere aynı Yasanın 4 üncü maddesi uyarınca yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları içine alındığı anlaşılmakla; yerel mahkemece, komşu parsellere ait tapulama tutanakları ile bunların dayanakları ve ayrıca, en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları, varsa amenajman plan­ları getirilmeli, öncelikle serbest orman mühendisleri arasından seçilecek 3 orman mühendis veya yüksek mühendisi, bir tarım mühendis veya yüksek mühendisi ve bir harita mühendisi veya fen elemanından oluşan bilirkişi heyeti aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte; yerel bilirkişi ve taraflarca gösterildiği takdirde tanıkların da ifadesine başvurularak, getirilen belgeler nizalı yerle birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle; komşu parsellere ait dayanak kayıtlarının nizalı yeri ne olarak gösterdiği, taşınmazın öncesi­nin memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planında ne şekilde nitelendirildiği saptanmalı, 3116, 4785, 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu belirlenmeli, tapu ve zilyetlik yoluyla ormandan yer kazanma olana­ğının bulunmadığı, üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa bile, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli, kesinleşmiş bir orman tahdidi bulunmadığından; bilirkişi heyetine, 3402 sayılı Yasa uya­rınca çizilen tahdit haritası ile kadastro paftası çakıştırılmak suretiyle uy­gulama yaptırılarak, taşınmazın memleket haritasına göre konumu saptan­malı, bu harita ile irtibatını tereddüde yer vermeyecek biçimde gösteren, uygulama ve araştırmaya dayalı ve tüm bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilmeli ve bilimsel rapor alınmalı, komşu parsellere ait uygulanmış dayanak kayıtları mevcutsa, bunların nizalı taşınmaz yönünü ne şekilde gösterdikleri hususu da krokiye işaretlettirilmelidir.

Yapılan bu inceleme ve araştırma sonunda, taşınmazın orman sayılma­yan yerlerden bulunduğu saptandığı takdirde, tarım bilirkişisi vasıtasıyla; taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, komşu hayıtlarda gösteriliş biçimi, ekonomik amacına uygun bir kullanımının var olup olmadığı, zilyetliğin süresi belirlenmeli, ayrıca davacı yönünden 3402 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinde yazılı edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği saptan­malı ve ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

* 20.HD. (30.10.1996), E.1996/10813, K.1996/13104

ÖZET: “Orman yönetiminin açtığı ve hükme bağlanıp kesinleşen or­man tahdidine itiraz davası, tarafları için kesin hüküm oluşturduğu gibi, belirlenen fiili durum itibariyle taşınmazın orman niteliğinde bulunduğu saptanmış olduğu takdirde, artık zilyetlikle kazanma olgusu söz konusu ola­maz. Mahkeme, gerek bu kesin hüküm ve gerekse taşınmazın belirlenen eylemli durumuna ait niteliğini dışlayamaz ve gerçek kişilerce açılan zil­yetlik yoluyla tescil davası dinlenemez. Bu durumda, tescil davasının reddi ile, taşınmazların orman olarak Hazine adına tesciline karar vermek gere­kir.”

* 20.HD. (22.05.1998), E.1998/4661, K.1998/5152

ÖZET : “ Orman sınırlandırması yapılmayan veya sınırlandırmanın ilk kez yapıldığı yerlerde bir yerin orman niteliği ve hukuki durumu 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenir.

Tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanmaya yasal olanak bulunma­dığı gibi, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki bitki örtüsü yok edilmemiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğunun kabulü gere­kir.”

2/B Sahaları ile İlgili Yargıtay Kararları

* 16.HD. (16.05.1994), E.1994/661, K.1994/5442

ÖZET: “Mahkemece toplanan ve doğru olarak değerlendirilen delil­lerle dava konusu taşınmazın, 6831 sayılı Orman Yasasının 3302 sayılı Ya­sayla değişik 2/B maddesi gereğince orman dışına çıkarıldığı belirlenmiştir. Adı geçen Yasanın 2/B maddesi gereğince orman dışına çıkarılan yerlerin Hazine adına tescili zorunludur.”

* 7.HD. (11.07.1994), E.1994/2796, K.1994/9341

ÖZET: “Öncesi orman iken 6831 sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi uyarınca nitelik kaybı nedeniyle HAZİNE adına tahdit dışına çıkarılıp, ka­dastro yolu ile saptanan taşınmazlarda, dışarı çıkarıldığı tarihten sonra dahi olsa zilyetlik yoluyla toprak kazanma olanağı yoktur.”

* Hukuk Genel Kurulu (27.05.1998), E.1996/20–594, K.1998/359

ÖZET : “Orman sınırı dışına çıkarılmayan kesimlerle ilgili olarak, tevzi tapusuna dayanılmaz.

Tahdit ve dışarı çıkarma konusunda tek yetkili kurum, orman tahdit komisyonudur. Orman yönetimini zorlayıcı biçimde ve yönetimin yasal fonksiyonunu dışlayacak bir yöntemle, yargı yolunun kullanılmasına olanak yoktur”

* 20.HD. (19.04.1999), E.1999/3725, K.1999/3786

ÖZET : “ ..... Eğimin, teraslama suretiyle %15’e indirildiği ve öncesi­nin makilik alan olduğu saptanan nizalı yerin orman sayılan yer oluğunun kabulü gerekir.”

* YARGITAY İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulu (23.03.1996), E.1993/5, K.1996/1

– ORMAN SINIRLANDIRMASI

3116 Orman Yasasının 5653 sayılı Yasayla değişik 1/e maddesine göre çıkarılan “Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönet­melik” ve bu Yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyon­ları yasal olup, yaptıkları işlemler geçerlidir. Orman sınır­landırılmasının kapsamında iken söz konusu komisyonlar tarafından, MAKİLİK alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel yasalar gereğince oluşturulan tapulara değer vermek gerekir. .....................

Makilik alanların belirlenmesi görevi Tarım Bakanlığına verilmiş olup, Orman Yasasında bu konuda başka hiçbir hüküm bulunmamaktadır. 3116 sayılı Orman Yasasının 5653 sayılı Yasayla değişik 5’inci maddesi ise or­manların sınırlandırılması ile ilgili hükümleri içermektedir. Yasada ‘orman sayılmadığı’ açıklanan makilik alanların tespiti ayrı bir işlem, ‘orman nite­liği’ taşıyan ormanların sınırlandırılması ise başka bir işlemdir. İşlemlerin amaçları, nitelikleri ve işlevleri değişiktir.

Maki komisyonlarınca yapılan işlemin orman dışına çıkarma niteliğinde olduğu, orman dışına çıkarmanın yalnızca orman tahdit komisyonlarınca yapılabileceği, başka komisyonlarca yapılan işlemlerin geçerli olmayacağı ileri sürülmektedir.

Öncelikle, maki komisyonları tarafından yapılan işlemin niteliğinin açıklanması gerekli görülmüştür. Yönetmeliğin başlığında yapılacak işlemin ‘Tespit’ olduğu belirtilmiş, 1, 2 ve 4’üncü maddelerinde ‘Tespit’ işleminin ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Maki komisyonları, yönetmelikle dü­zenlenen kurallara uygun olarak makilik ve orman sahalarının birleştiği yer­lerde orman sınır hatlarını belirlemekle görevlendirilmiştir. Bu suretle muha­faza ormanı niteliği taşımayan, devamlı orman hasılatı vermeyen makilik alanların saptanması amaçlanmıştır. Bu işlemin, orman sınırlandırması ya­pılan veya yapılmayan bölgelerde gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. İçtihat uyuşmazlığı, orman sınırlandırması yapılan yerlerdeki makilik alanların tes­pitine ilişkindir. 3116 sayılı Orman Yasasının 13’üncü maddesi gereğince sınırlandırılması kapsamına alınmıştır. 5653 sayılı Yasa, istisnalar ayrık olma üzere makilerin orman sayılmayan yer olduğunu kabul etmiş, bu deği­şikliğe uygun olarak orman sayılmayan makilik alanların tespiti gerekmiştir. Maki komisyonlarının görevi, orman sayılmayan makilik alanları belirle­mekten ibarettir. Orman sayılmayan makiliklerin tespiti yeni orman tanımına göre Tapu Sicilinde düzeltesi yapılması niteliğindedir. Bu düzeltme sonucu '‘orman niteliği ile Hazine adına tescil'’edilen taşınmaz, orman sayılmayan makilik alan olarak tespit edilmekle ‘özel mülk olarak Hazine adına tapuya tescil’ edilecek, taşınmazın sadece tapudaki niteliği değişecektir. Böylece tespit işlemi ile Hazine adına tapulu olan taşınmaz tapusuz hâle dönüşmeye­cektir.

Bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş ve ta­rım arazisi veya yerleşim olarak kullanılmasında yarar olan ormanların, or­man dışına çıkarabileceği hükmü, gerek Anayasada ve gerekse 6831 sayılı Orman Yasasının 2’nci maddesinde yer almıştır. Orman dışına çıkarılan yerin öncesi orman olduğundan, orman kavramına ‘yerleri de’ dahildir. Bitki örtüsünün kaldırılmış olması, o yerin orman rejimi dışına kendiliğinden çık­masını gerektirmez. Anayasa ve Yasada öngörülen şartların oluşması halinde orman tahdit komisyonları tarafından orman dışına çıkarma işlemleri yapıl­maktadır.

Maki tespit işleminin, orman tahdit komisyonunca yapılacağına ilişkin 3116 sayılı Orman Yasasında bir hüküm bulunmamaktadır. Komisyonun oluşumunu belirleme idarenin takdirine aittir. Yönetmeliğin 1’inci madde­sinde, tahdit komisyonlarının da belirleme görevini yapabileceği öngörül­müştür. Bu nedenle Yönetmeliğin, 3116 sayılı Orman Yasasına aykırı hü­kümler taşıdığına ilişkin iddia dayanaksız kalmaktadır. Yönetmelikle yasa arasında hiçbir çatışma bulunmamaktadır.

Bakanlar Kurulunca 02.06.1937 tarihinde kabul edilerek, 11.06.1937 ta­rihinde yürürlüğe konulan Orman Nizamnamesinde makilerle ilgili hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Yönetmeliğin Tüzüğe aykırılığından söz edi­lemez.

Maki komisyonlarınca orman sayılmadığı belirlenerek Hazine adına özel mülk olarak tescil edilen taşınmazlar, 2510 sayılı İskan Yasası, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Yasası, 3573 sayılı Zeytincilik Islahı Yasası, 5658 sayılı Orman Yasasına ek Yasa gibi özel Yasalar uyarınca Hazine tara­fından tahsis, temlik, dağıtım ve satış suretiyle kişiler adına tapuya bağlan­mış ve tapu kayıtları oluşturulmuştur. Hazine tarafından dağıtılan, satışa konu olan, temlik ve tahsis edilen bu taşınmazların ormanla hiçbir ilgisi bu­lunmamaktadır. Bu nedenle özel Yasalar uyarınca oluşturulan tapu kayıtları yasal prosedüre uygun ve geçerli kayıtlardır. Tapu kayıtları taşınmaz mallar­daki mülkiyet hakkının belgesi ve göstergesidir. Anayasanın 36'ncı maddesi gereğince mülkiyet hakkı, temel insan hakkıdır. İnsan haklarına ve kazanıl­mış haklara saygı gösterilmesi Hukuk Devleti olmanın temel şartıdır.

Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin idare tarafından usulen yürürlüğe konulduğu, Yönetmeliğin üstün normlara aykırı hükümler taşımadığı, Yö­netmelikle kurulan komisyonların makilik alanları belirlemeye yetkili ol­duğu, orman sınırlandırması kapsamında iken maki komisyonları tarafından makilik alan olarak belirlenecek özel yasalar uyarınca oluşturulan tapuların geçerli bulunduğu sonucuna varılmış; İçtihatlar arasındaki aykırılığın Hukuk Genel Kurulu, Birinci, Yedinci, Ondördüncü ve Onaltıncı Hukuk Daireleri­nin kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

Sonuç: 3116 sayılı Orman Yasasının 5653 sayılı Yasayla değişik 1/e maddesine göre çıkarılan ‘Maki ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik’ ile, bu yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının ve yaptıkları işlemlerin geçerli olmasına, or­man sınırlandırması kapsamında iken söz konusu komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel yasalar gereğince oluşturulan tapulara değer verilmesi gerektiğine, 22.03.1996 tarihli işin esas ile ilgili olarak müzakere yapılan ilk toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.”

* 20.HD.(21.12.1999), E.1999/7041, K.1999/11998

“ ..... Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davası sonundu; yerel mah­kemece verilen ret kararı Dairemizce onanmıştır.

Bu kez de davacı Hazine tevzi tapusu oluşmadığını açıklayarak, kararın düzeltilmesiyle hüküm bozulmasını istemiştir.

Dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede 1942 yılında yapılan or­man tahdidi sonunda orman sınırları içine alındığı ve kesinleştiği tartışma­sızdır.

1976 yılında 1744 sayılı Yasa ve daha sonra 6831 sayılı Yasayı değişti­ren 3302 sayılı Yasanın uygulandığı anlaşılmaktadır. 03.04.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5653 sayılı Yasanın (1/e) maddesine göre makiler orman sayılmamıştır.

Bu Yasanın uygulanmasına ise, öncelikle makilik alanların belirlenmesi yolu ile başlanmıştır. Orman Bakanlığı tarafından kurulan ama hangi daya­nakla ve kimlerden oluştuğu dahi belirlenmemiş özel komisyonlar maki alanlarını saptama yoluna gitmişlerdir.

Bu uygulamanın dayanaksız olduğu ve yasal bir dayanağı bulunmadığı belirgin olduğu için, bu komisyonların yaptığı işlemlere değer verilip veri­lemeyeceği, bunların yaptığı işlemler sonucu makiye ayrılan alanlarla ilgili olarak toprak tevzi komisyonlarınca yapılan saptamalara dayalı, 4753 sayılı Yasa gereği oluşturulan tapulara değer verilip verilemeyeceği konuları, inançları birleştirme istemine neden olmuştur.

Yüksek YARGITAY Büyük Genel Kurulu 22.03.1996 tarih, 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı kararı ile, maki tefrik komisyonlarının kararlarına ve 4753 sayılı Yasa gereği bu komisyonlarca yapılan işlemlere dayalı olarak oluşturulan tapulara değer verileceği oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Şimdi, Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının özü bu olmakla beraber, kararın sonuç kısmını aynen alıp, incelemek gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası belirlenen inançları birleştirme kararının so­nuç kısmı şöyledir;

SONUÇ: 3116 sayılı Orman Yasasının 5653 sayılı Yasayla değişik 1/e maddesine göre çıkarılan ‘Maki ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik’ ile, bu yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının ve yaptıkları işlemlerin geçerli olmasına, or­man sınırlandırması kapsamında iken söz konusu komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel yasalar gereğince oluşturulan tapulara değer verilmesi gerektiğine, 22.03.1996 tarihli işin esas ile ilgili olarak müzakere yapılan ilk toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.

Yukarıya metni alınan kararın sonuç kısmında, neye karar verildiği açıkça bellidir.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu bu konuda sadece (maki komisyonlarının yaptıkları işlemlerin geçerliliğine ve bu komisyonlarca belirlenen makilik alan için özel yasalar gereğince oluşturulan tapulara değer verilmesini) kabul etmiştir.

Yani komisyonların, maki saydığı alanlarla ilgili işlemler ve bunlarla il­gili olarak ÖZEL YASALAR GEREĞİ OLUŞAN TAPULARA değer veri­lebileceği benimsenip, bu anlatım dışında orman tahdidi içinde kalıp makiye ayrılmış alanlarda zilyetlik imar–ihya yolu ile kazanıma ve özel yasalar ge­reği oluşan tapular dışındaki tapulara değer verileceğine dair bir kabul ve sonucu kabul etmiştir.

Olayımıza konu olan taşınmaz 1942’de tahdit görüp, 3116 sayılı Yasa gereği tahdit içine alınmış orman alanıdır. 5653 sayılı Yasa uygulaması so­nucu makiye ayrılmıştır.

Şimdi, 5653 sayılı Yasanın makiyi orman saymaması ve bu Yasanın değinilen yöntemle uygulanması sonucu, makilik alanlar belirlenmiş ve ba­zıları da 4753 sayılı Yasa hükümleri uyarınca toprak tevzi komisyonları bu yerlerde görevlendirilmiş ve yaptıkları dağıtım 4753 sayılı Yasa uyarınca oluşturulan tapularla tamamlanmıştır.

İşte Yüksek Yargıtay’ın, inançları birleştirme kararına esas aldığı alanlar (maki komisyonlarınca işleme tabi tutulan ve özel tapu oluşturulan yerlerdir)

Özel yasalar uyarınca tapu, 5653 sayılı Yasanın uygulama tarihinden sonra oluşan ve 4753 sayılı Yasa ile kurulan tapulardır. Bu tapular dışında, genel anlamda tüm tapulara değer verileceği yolunda karar yoktur. İnançları birleştirme kararında bu özel yasa ile oluşan tapulardan başka tapuya yer verilmediği gibi, makiye ayrılan alan orman sayılmamakla beraber, bu alan­larda imar–ihya ya da zilyetlik yolu ile kazanımdan da söz edilmemiştir.

Zira, makiye ayrılan alanlar orman tahdit alanı içinde kalmıştır ve bu yerler, yapılıp kesinleşen tahditle Hazine adına orman olarak tescil edilmiş yerlerdir. O halde bu olgulara göre;

a – Kesinleşen tahdit içindeki ormanlarda makiye ayrılan alan orman olmakta, 5653 sayılı Yasa ve değinilen uygulama yöntemi ile orman sayıl­masa dahi (TAHDİT İÇİNDE DEVLETE AİT TAPULU YERLER OLA­RAK KALMIŞTIR) bu kesimler 1744 sayılı Yasanın 2’nci maddesi ya da 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca dışarı çıkarılmadıkça tahdit içinde orman olmayan fakat Hazineye ait yerlerdir.

Bu tür yerlerde özel yasa gereği oluşturulmuş tapu da mevcut olmadı­ğına göre, eski tapu var olsa dahi, tahdit sonucu hukuki değeri kalmamış ve Hazineye ait yerler olarak bırakılmış bu alanlarda, zilyetlikten söz edilemez ve zilyetlikle kazanılamaz.

Orman sayılmamakla beraber bu kesimler, değinilen hukuki prosedür sonucu, Devlete ait alanlar olarak kalmıştır. İnançları birleştirme kararında bu kesimler zilyetlik, imar–ihya yolu ile kazanılacağına ve her türlü tapuya değer verileceğine dair açıklama ve kabul yoktur. İnançları birleştirme ka­rarlarını genişletmek yetkisi de Yargıtay Dairelerine verilmiştir. Bu nedenle, eski tapulara ya da imar–ihya yolu ile zilyetliğe kapı açacak bir dayanak mevcut değildir.

Maki komisyonlarının kararlarına geçerlilik tanınmıştır. Bu kararlar sa­dece orman alanları içinde bazı kesimlerin makiye ayrılması kararıdır ve geçerlidir. Ancak, tahdit içine kalan bu alanları bu komisyonların dışarı çı­karma yetkisi yoktur. Kararlar da (makiye ayırma) kararıdır. Dışarı çıkarma değildir.

Tahdit dışına çıkarmak ayrı bir işlemdir ve bu olgu 1744 sayılı Yasanın 2’nci maddesi, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uygulaması ile yine aynı yasalarla orman tahdit komisyonlarına verilmiş yetkilerdir. Ancak, orman tahdit komisyonları dışarı çıkarır ise, başka yasal hakların uygulaması söz konusu olabilir. Aksi halde, tahdit içinde Hazineye ait tapulu ama orman sayılmayan, Devlete ait ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer olarak kalacaktır. 3116 sayılı Yasanın 13’üncü maddesi uyarınca tahdit içine alınan ormanlar Hazine adına tescil edilir ve bu olayda 3116 uygulaması sonucu bu kesimler Devlet adına kayıtlı orman alanlarıdır. Hazineye ait or­man tapuları iptal edilmedikçe, 22’nci ve 2/B madde uygulamaları yapılma­dıkça, eski tapular ya da imar–ihya yolu ile zilyetlik savına dayanılmaz.

Olayımızda, maki tefrik komisyonu kararı ile maki olarak belirlenen kesimlerin aynı zamanda orman sınırları ve rejiminin dışına çıkarıldığı da kabul edilerek, imar–ihya ve zilyetlik yolu ile bu tür taşınmazların kazanıla­bileceği görüşü benimsenerek, araştırmanın bu yolda yapılması şeklinde bozma kararı verilmiştir.

Oysa, yukarıda açıklandığı gibi, maki tefrik komisyonlarının işi sadece makileri belirlemekten ibaret olup, bu komisyonların (tahdit, ya da dışarı çıkarma yetkisi yoktur. Yaptıkları işlem dışarı çıkarma işlemi değildir). Ko­misyon kararlarının geçerliliği, yaptıkları işlerle sınırlıdır.

Açıklanan nedenlerle, makiye ayrılan kesimler yine orman tahdidi içinde ve Hazine adına tapulu olarak kalan bu yerlerde imar–ihya ve zilyetlik yolu ile toprak kazanımından söz edilemez. Burada 1942 tahdidi esastır ve taşınmazların bu tahdit içinde kaldığı da belirgin olup, artık dışarı çıkarılmış ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden sayılması olanaksızdır. Sadece 4753 sayılı Yasa gereği oluşmuş tapular var ise bu tapulara değer verilebilir.

Yukarıda değinilen, inançları birleştirme kararının kapsa­mında (zilyetlikle kazanım) konusu yoktur.

Tevzi tapuları dışındaki tapular söz konusu değildir. O halde burada gerçek kişilerin dayandığı 4753 sayılı Yasa ile oluşmuş tevzi paftaları varsa değer verilmeli, aksi halde tevzi tapusu dışındaki tapulara değer verilmez ve zilyetlik yolu ile kazanıma hak tanınamaz. Hak tanındığı takdirde inançları birleştirme kararının dışına çıkılmış olur.

İnançları birleştirme kararları çerçevesi, kapsamları ve sonucu ile ge­çerlidir. Bunları daraltmak ya da genişletmek Yargıtay dairelerinin yetki­sinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, maki tefrik komisyonlarının kararları ve haritaları uygulanarak, taşınmazın maki tefrik haritası kapsa­mında kaldığı anlaşılmış ise de, özel yasalar gereğince oluşturulmuş tapu kayıtları bulunmadığına ve zilyetliğe dayanılacağına göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, bir yanılgı sonucu hükmün onanması usul ve yasaya aykırı olduğundan, istemin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin karar dü­zeltme isteminin KABULÜNE, Dairemizin 06.04.1999 gün, 1999/2761-3169 sayılı ONAMA kararının KALDIRILMASINA ve açıklandığı şekilde yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, 21.12.1999 günü oy çokluğu ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

F.Atbaşoğlu M.Y.Aygün S.Tekin F.Kadı M.L.Tombaloğlu

(Karşı oy) (Karşı oy)

KARŞI OY YAZISI:

Dairemizin 06.04.1999 gün ve 2761–3169 sayılı kararında da belirtil­diği gibi, yerel mahkemenin kararı yerinde görüldüğünden, karar düzeltme isteminin reddi gerektiği görüşünde olduğumuzdan; sayın çoğunluğun karar düzeltme isteminin kabulü ve kararın bozulması yönündeki görüşe katılmı­yoruz.

Üye Üye

Mustafa Yaşar AYGÜN Fazlı KADI

* 17.HD. (30.11.1999), E.1999/5287, K.1999/5340

ÖZET: “Orman rejimi dışına çıkarılan taşınmazın kadastro tespiti sı­rasında, tasarruf eden kişinin beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için, önce­likle taşınmazın köy sınırları içinde olması ve 40/100 dönüm sınırlaması göz önünde bulundurularak, tasarruf eden kişinin orman köyü nüfusuna kayıtlı olup, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten geriye doğru en az 5 yıl süre ile o yerde oturmuş olması gerekir.”

* 16. HD. (22.01.2001), E.2000/5536, K.2001/22

ÖZET: “Orman dışına çıkarılan yerlerde zilyedin, kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi için orman köyü nüfusu kayıtlı olması ve 5 süreyle bu köyde ikamet etmesi gerekir. Taşınmazın bulunduğu bölgede belediye teşkilatı bulunduğundan bu olanaklardan yararlanamaz.

Ancak; davacı yararına kazanılmış hak doğup doğmadığının tespiti için belediyenin kuruluş tarihi araştırılmalı; zilyetliğin, kütüğün beyanlar hane­sinde gösterilip, gösterilmeyeceği tartışılmalıdır.”

* 20.HD. (18.10.1996), E.1996/2772, K.1996/12056

ÖZET: “Dava, hem genel arazi kadastrosu tespitine ve hem de orman kadastro komisyonu tarafından geçirilen aplikasyon ve 2/B madde uygula­masına itiraz olduğu takdirde, uyuşmazlığın çözümü için; öncelikle çekiş­meli yerin evvelce yapılıp kesinleşen orman tahdidi içinde kalıp kalmadığı­nın, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan ve orman kadastro komisyonları tarafından orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Taşınmazın, 2/B uygulamasına tabi tutulduğu anlaşıldığı takdirde ise, bu uygulamanın yerinde olup olmadığı kesin biçimde belirlendikten sonra diğer hususlar değerlendirilmelidir.

Kesinleşmiş orman sınırları değiştirilerek yapılan aplikasyon ve bu iş­lem sonucunda düzenlenen tahdit haritasının hukuken geçerliliği yoktur.”

* 7.HD. (01.10.1998), E.1998/3417, K.1998/4045

ÖZET: “Davaya konu taşınmazın teknik bilirkişi tarafından düzenle­nen krokide; (A) harfi ile gösterilen kesimin, orman sınırlaması dışında kal­dığı, bu bölüm üzerinde davalının zilyetliğinin iktisaba yeterli süreye ulaş­tığı; (A) harfi ile gösterilen bölüm dışında kalan kesimin ise 1952 yılında Maki Tefrik Komisyonunca makilik alan olarak orman sınırları dışına çıka­rıldığı, saptanmıştır.

1617 sayılı Yasa ile değişik 766 sayılı Yasanın 33’üncü maddesi hükmüne göre, imar ve ihya yoluyla mülk edinme imkânı bulun­mamaktadır. 10.10.1987 tarihinde, yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Yasasının 17’nci maddesi hükmüyle makilik alanlar İmar ve İhya yoluyla mülk edinme imkanı sağlanmış ise de; bu bölümün 1981 yılında yörede ya­pılan imar alanının içerisinde kaldığı anlaşıldığından 3402 sayılı Yasanın 17/2’nci maddesi uyarınca; il, ilçe ve kasabaların imar plânının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazlar imar ihya yolu ile iktisap edilemez.

Bu durumda, dava konusu taşınmazın haritasında (A) harfi ile gösterilen bölümün davalı adına; (A) harfi ile gösterilen bölüm dışında kalan dışında kalan bölümünün davaya katılan Hazine adına tesciline karar verilmelidir.

* 16. HD. (15.09.1997), E.1997/3497, K.1997/3523

ÖZET: “Taşınmazın öncesinin devlet ormanı iken, sonradan 6831 sa­yılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dışına çıkarılması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. 4127 sayılı Orman Yasasının 1’inci maddesine göre ‘kadastro çalışmaları sırasında fiili kullanım durumuna göre sınırlandırılması ve Hazine adına tespiti yapılacak bu yerler üzerinde muhtesat ile tasarruf edenlerin adları kadastro tutanağının beyanlar hane­sinde gösterilmesi ve ayrıca taşınmaz hakkında sicil oluşturularak Hazine adına tescile karar verilmesi gerekir.”

* 20.HD. ( 21.12.1995), E.1995/8834, K.1995/16801

ÖZET: “Öncesi Devlet ormanı olan taşınmazın, 6831 sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi uygulaması ile Hazine adına orman dışına çıkarılması işlemine karşı, gerçek kişiler yönetimi zorlayıcı biçimde dava açamayacak­ları gibi, hukuki değeri bulunmayan tapu kaydına dayanarak da bir istekte bulunamazlar”

* 4. HD. (20.01.2000), E.2000/10772, K.2000/204

ÖZET: “2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklen­mesi Hakkındaki Yasaya göre hak sahibi olarak adına taşınmaz tespiti ya­pılan gerçek kişinin, rayiç bedel takdir komisyon kararının iptali ve rayiç bedelin tenkisi istemiyle Orman Bakanlığı aleyhine açtığı davaya adli yargı yerinde bakılır.”

* 20.HD. (25.10.1994), E.1994/7207, K.1994/12657

ÖZET: “Bir yerin, Orman Yasasının 2896 sayılı Yasayla değişik 1/i maddesinde yazılı olduğu gibi, özel yasası uyarınca devlet ormanından ay­rılmış (tefrik edilmiş) yer olması sebebiyle orman istisnalarından sayılabil­mesi için, sadece çevresinin bu yasa uyarınca tevzie tabi tutulmuş olması yeterli olmayıp o yerin de 3578 sayılı Yasasının ve Tatbik Nizamnamesinin öngördüğü biçimde mevcut deliceliklerin aşılanması suretiyle zeytinlik ola­rak ıslahı, korunması ve bunun sonucu olarak da aslında devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu yerin Tarım Bakanı’nın onayı ile ilgilisine tevzii ve Valilikçe adına tapuya bağlanması gerekir.

Davacıların nizalı yere ilişkin tarla nitelikli dayanak tapu kayıtları, taşınmazların 1941 Yılında yapılan sınırlandırma sırasında devlet ormanı olarak belirlenmesi nedeniyle hukuki değerini yitirmiştir. Artık davacılar, hukuki değerini yitiren bu tapu kayıtla­rına dayanamayacakları gibi, nizalı yerler 3573 sayılı Yasa uyarınca tevzi edilmiş olmadığından, söz konusu Yasa hükümlerinden de yararlanamazlar.

Ayrıca, orman gibi kamuya ait malların tapulama yoluyla özel kişiler adına tespit ve tesciline karşı Hazine ve Orman yönetimi tarafından açılacak da­valarda, 3402 sayılı Yasanın 12/3 üncü maddesinde yazılı hak düşürücü süre uygulanmaz. Bu sebeplerle 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı Yasayla değişik 2/B madde uygulamasıyla çekişmeli taşınmazın Hazine lehine orman dışına çıkarılmasına itiraz eden davacıların korunmaya değer bir hakları ve davayı açmakta hukuki yararları yoktur.”

* 20.HD. (10.05.2001), E.2001/3179, K.2001/3713

ÖZET : “Her ne kadar makiye ayrılan yerin muhafaza makisi olma­ması, makiye ayırma işleminin geçerli bulunmaması halinde, makiye ayrılan yerde sonradan aplikasyon ve 6831 sayılı Yasanın 2’nci madde uygulaması yapılamasa da, 22.03.1996 gün ve E.1993/5, K.1996/1 sayılı Yargıtay İçti­hadı Birleştirme Kararı uyarınca makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel yasalar gereğince oluşturulan tapulara değer verilir. Belgesiz zilyetliğe dayanılarak oluşturulan arazi kadastrosu tapuları bu İçtihadı Bir­leştirme kararının kapsamı dışındadır.”

* 7.HD. (13.05.1999), E.1999/2063, K.1999/2551

ÖZET: “Dava konusu taşınmaz Üsküdar İlçesi, Alemdar Beldesi, Ekşioğlu Mahallesi sınırları içinde bulunduğuna göre 2924 sayılı Yasanın 4127 sayılı Yasayla değişik taşınmazdaki zilyedin beyanlar hanesinde göste­rilmesi ile ilgili hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Anılan yasa­lardaki hükümler köy sınırları içinde bulunan taşınmazlar hakkında uygula­nır. Bu itibarla tespit sırasında taşınmazlarda zilyet olduğu beyanlar hane­sinde gösterilen davalının, davacının zilyet olduğunu kabul etmesi hukukça bir değer taşımaz.

Mahkemece; bu yönler göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacının tasarrufunda bulunduğundan bahisle kütü­ğün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmesi doğru değildir.”

 

 

3921
0
0
Yorum Yaz